Cem, Semah ve Ateşin Etrafında Dönmek

Alevilikte cem, çoğu zaman dışarıdan bakıldığında bir ibadet biçimi olarak algılansa da, yolun içinden bakıldığında cem, ibadetten çok bir yüzleşme alanıdır; çünkü burada insan Tanrı’nın huzuruna çıkmaktan önce, kendi vicdanının karşısına oturur. Cem, bireyin kendini kutsal bir otoriteye sunması değil, topluluğun birbirine karşı sorumluluğunu yeniden hatırladığı bir eşiktir ve bu nedenle cemde yapılan her şey, bir ritüelden çok etik bir hatırlatma işlevi görür. Anadolu’da katıldığım farklı cemlerde, mekânın sadeliği ve gösterişten uzaklığı, bu yüzleşmenin bilinçli olarak dışsal süslemelerden arındırıldığını bana defalarca düşündürdü; cem mekânı, insanın kendini saklayamayacağı bir açıklık hâlidir.
Cemin merkezinde yer alan ateş ya da ateşi temsil eden ocak fikri, bu yüzleşmenin en kadim sembollerinden biridir; ateş, burada yakıp yok eden değil, aydınlatan ve dönüştüren bir güçtür. İnsan ateşin karşısında durduğunda, hem ısınır hem de dikkat kesilir; dikkatsizliğin bedeli vardır ve bu bedel, Alevi yolunda ahlaki bir uyarı olarak yeniden anlam kazanır. Saha gözlemlerimde, ceme başlamadan önceki sessizliğin neredeyse ritüelin kendisi kadar önemli olduğunu fark ettim; bu sessizlik, ateşin etrafında toplanan ilk insanların sezgisel saygısının bugüne taşınmış hâlidir. Cem, bu anlamda, insanlığın en eski topluluk deneyimlerinden birinin bilinçli biçimde yeniden kurulmasıdır.

Semah ise cemin en çok yanlış anlaşılan unsurudur; dışarıdan bakıldığında bir dans gibi algılanan bu hareket, Alevi bilincinde ne estetik bir gösteri ne de coşkulu bir kendinden geçme hâlidir, semah, evrenle kurulan ritmik bir uyum çabasıdır. Semah dönen bedenin değil, dönen varoluşun anlatımıdır; insan burada merkeze kendini değil, döngüyü alır. Birçok cem gözlemimde, semahın belirli bir hızla başlayıp yavaşlaması, sonra yeniden ritim kazanması, bana doğanın mevsimsel döngülerini hatırlattı; doğum, büyüme, durulma ve yeniden başlama… Semah, bu döngüyü bedende görünür kılar ve insanı evrenin merkezinden indirip onunla eşit bir ritme yerleştirir.

Cem ve semahın birlikte oluşturduğu yapı, Alevilikte kadın ve erkeğin yan yana durmasının neden yalnızca bir eşitlik meselesi değil, bütünlük anlayışının sonucu olduğunu da açıklar. Cemde kadın ve erkek, ayrı saflarda değil, aynı çemberin içinde yer alır; çünkü yol, insanı cinsiyetler üzerinden ayıran değil, insan olma hâlinde buluşturan bir çizgidir. Saha çalışmalarım sırasında özellikle genç kuşakların bu birlikteliği doğal ve sorgusuz kabul etmesi, Aleviliğin bu konuda bir “modernleşme” yaşamadığını, aksine çok eski bir bilinci koruduğunu düşündürdü; burada eşitlik, ideolojik bir talep değil, ontolojik bir kabuldür.

Cemde rızalık kavramı, ritüelin omurgasını oluşturur; rıza olmadan cem olmaz, rıza olmadan söz alınmaz, rıza olmadan semah dönülmez. Bu rıza, bireyin topluluğa boyun eğmesi değil, topluluğun bireyi zorlamayı reddetmesidir. Gözlemlediğim cemlerde, bir canın rızası yoksa cemin ertelenebilmesi ya da durdurulabilmesi, bu ilkenin ne kadar ciddiye alındığını gösteriyordu; rızalık, Alevi yolunda şekilden daha değerlidir. Bu anlayış, Aleviliğin neden korku temelli bir disiplin üretmediğini de açıklar; insan, zorlandığı yerde değil, anladığı yerde durur.

Semahın döngüsel hareketiyle cem mekânında oluşan çember, Aleviliğin zaman algısını da görünür kılar; burada başlangıç ve bitiş kesin çizgilerle ayrılmaz, her bitiş bir başka başlangıca işaret eder. Bu döngüsellik, Alevilikte sıkça karşılaştığımız “devriye” düşüncesinin bedensel bir ifadesidir; insan, aynı noktaya dönüyor gibi görünse de, her dönüşte biraz daha değişmiştir. Saha gözlemlerimde, semah sonrasında yüzlerde beliren dinginliğin coşkudan çok bir hafifleme hissi taşıması, bu dönüşümün sessiz ama derin bir etkisi olduğunu gösteriyordu.

Bu yazı dizisinde cem ve semahı merkeze almamızın nedeni, Aleviliğin ritüellerini egzotikleştirmek değil, onların ardındaki etik ve kozmik mantığı görünür kılmaktır. Cem, Tanrı’ya sunulan bir gösteri değil, insanın kendine verdiği bir sözdür; semah ise bu sözün evrenle birlikte söylendiği andır. Ateşin etrafında dönmek, yalnızca geçmişten kalma bir alışkanlık değil, insanın kendini merkeze koymaktan vazgeçtiği bilinçli bir harekettir. Belki de bu yüzden cemden çıkan insan, “ibadet ettim” demez; “rahatladım” ya da “kendime geldim” der. Çünkü Alevilikte amaç, Tanrı’yı memnun etmekten çok, insan kalabilmektir ve cem ile semah, bu kalabilmenin en somut hatırlatıcıları olarak yolun merkezinde durur.