Şamanizm ve Yol Taşıyıcıları: Bilginin Ezoterik Aktarımı

Animist dünyanın sezgisel titreşimi ve pagan anlatıların sembolik dili, insanın evrenle kurduğu ilişkinin ilk iki katmanını oluştururken, şamanizm bu ilişkinin bilinçli bir geçiş tekniğine dönüşmesidir; çünkü şaman, yalnızca doğayı dinleyen ya da mitleri anlatan kişi değil, görünen ile görünmeyen arasındaki eşiği bilerek aşan ve geri dönebilen yol taşıyıcıdır. Şamanik bilinçte bilgi, öğrenilmekten çok deneyimlenir; sözden önce hâl, öğretiden önce dönüşüm gelir ve bu nedenle şamanizm, yazılı doktrinlere değil, bedende ve bilinçte açılan izlere dayanır. Orta Asya bozkırlarında kam figürü etrafında şekillenen bu gelenek, gök–yer–insan arasında kurulan dikey bir hattı esas alır; insan, bu hatta yalnızca yürüyen değil, gerektiğinde yukarıya çıkan ve aşağıya inen bir varlık olarak konumlanır ve bu hareket, Alevi yolunda daha sonra “yol” kavramı olarak yeniden anlam kazanacaktır.

Saha çalışmalarım sırasında Orta Anadolu’nun yüksek platolarında, Doğu Anadolu’nun dağlık bölgelerinde ve Ege’nin iç kesimlerinde karşılaştığım anlatılar, şamanik hafızanın yalnızca tarih kitaplarında kalmadığını açıkça gösteriyordu; yaşlı bir canın “dede bizi çağırmaz, biz çağrıyı duyarız” demesi, şamanik geleneğin özünü tek cümlede özetler gibiydi. Çünkü şamanizmde bilge, kendini seçen değil, seçilen kişidir; çağrı bazen bir hastalıkla, bazen bir düşle, bazen de derin bir yalnızlık hâliyle gelir ve bu çağrıya cevap vermek, geri dönülmez bir yolculuğu başlatır. Kamın hastalıkla sınanması, parçalanma ve yeniden bütünlenme anlatıları, insanın eski benliğini geride bırakıp başka bir bilinç düzeyinde yeniden doğmasının sembolik ifadeleridir ve bu motifler, Alevi anlatılarında da “pişme”, “olgunlaşma” ve “kemâl” kavramlarıyla yankı bulur.

Şamanik yolculukta ateş, davul ve ritim yalnızca araç değil, bilinç kapılarıdır; ateş dönüşümü, davul kalp ritmini, ritim ise evrenle senkronu temsil eder. Birçok Alevi ceminde gözlemlediğim nefeslerin ritmik yapısı ve semahın döngüsel hareketi, bu şamanik mirasın dönüştürülmüş izlerini taşır; burada trans, bilinç kaybı değil, bilincin genişlemesi olarak yaşanır. Şaman göğe çıktığında ya da yeraltına indiğinde, bunu kaçmak için değil, geri dönüp topluluğa bilgi taşımak için yapar; bu nedenle şaman, bireysel bir mistik değil, kolektif bir sorumluluk figürüdür. Alevilikte dede ve pir figürlerinin bireyi yüceltmekten çok topluluğu dengelemesi, bu sorumluluk anlayışının sürekliliğini gösterir.

Masa başı araştırmalarımda şamanizm üzerine yapılan antropolojik çalışmaların ortak bir noktada birleştiğini fark ettim: Şamanik bilgi saklanmaz, taşınır. Bilgi, yazıyla dondurulmadığı için canlıdır; her aktarımda değişir, her bağlamda yeniden anlam kazanır. Bu durum, Aleviliğin neden yazılı bir kutsal metin etrafında şekillenmediğini de açıklar; sözlü kültür, bilginin dogmalaşmasını engeller ve onu her kuşakta yeniden sınamaya açar. Saha gözlemlerimde, dedelerin kendilerini “öğreten” değil, “yol gösteren” olarak tanımlamaları, şamanik geleneğin bu aktarıcı karakterini açıkça yansıtır; hakikat, hazır paketler hâlinde verilmez, yürüyenle birlikte yürür.

Şamanizmde bilge figürünün toplum içindeki konumu da dikkat çekicidir; şaman ne kraldır ne rahip, ne de ayrıcalıklı bir sınıfın üyesi, o yalnızca eşiği bilen kişidir. Bu eşik bilgisi, ona güç değil sorumluluk yükler; yanlış bir adım, yalnızca şamanın değil, bütün topluluğun dengesini bozabilir. Alevi yolunda dede figürünün mutlak bir otoriteye dönüşmemesi, rızalık ilkesine tabi olması ve gerektiğinde sorgulanabilmesi, bu şamanik etikle doğrudan ilişkilidir. Yol taşıyıcısı, yolun sahibi değildir; yol, ondan önce vardır ve ondan sonra da devam eder.

Şamanik hafızanın Anadolu’daki izleri, yalnızca ritüel ve anlatılarda değil, mekân algısında da kendini gösterir; dağ zirveleri, geçitler, mağaralar ve pınarlar, gök ile yer arasındaki geçiş noktaları olarak görülür. Saha gezilerimde bu mekânların çevresinde hâlâ hissedilen sessizlik ve dikkat, şamanik eşik bilincinin modern zamanlara taşınmış hâlidir. İnsan, her yere aynı şekilde girmez; bazı yerler durmayı, dinlemeyi ve içe çekilmeyi gerektirir. Bu eşik anlayışı, Alevilikte cem mekânının ve ocak çevresinin neden sıradan bir toplanma alanı olmadığını da anlamlı kılar.

Bu yazı dizisinde şamanizmi merkeze almamızın nedeni, Aleviliği şamanizmle özdeşleştirmek değil, Aleviliğin bilginin nasıl taşındığına dair yaklaşımını görünür kılmaktır. Şamanizm, bilginin bedende, sözde ve deneyimde aktarıldığı bir bilinç tekniğidir; Alevilik ise bu tekniği etik, rızalık ve insan merkezli bir yol anlayışı içinde yeniden biçimlendirir. Şaman göğe çıkar, dede yola çağırır; ikisi de insanı hazır cevaplarla değil, sorularla baş başa bırakır. Belki de bu yüzden Alevilik, her dönemde sorgulayan zihinlere yakın durur; çünkü yol taşıyıcısı, yolun kendisi değil, yalnızca ateşi bir sonraki durağa ulaştıran kişidir ve ateş, ancak taşındığı sürece sönmez.