Yol Kavramı: İtaatten İdrake

Aleviliği diğer inanç biçimlerinden ayıran en temel eşiklerden biri, onun kendini bir “mezhep” ya da “doktrin” olarak değil, ısrarla bir yol olarak tanımlamasıdır; çünkü yol, başı ve sonu önceden çizilmiş, kuralları sabitlenmiş bir hat değil, yüründükçe anlam kazanan, yürüyeni dönüştüren ve her adımda yeniden sınanan bir varoluş biçimidir. İtaat, hazır cevaplara yaslanır; idrak ise sorularla ilerler ve Alevi geleneğinde yolun merkezine yerleşen şey tam da bu idrak hâlidir. Bu yüzden Alevilikte “inanmak”tan çok “anlamak”, “uygulamak”tan çok “içselleştirmek” vurgulanır ve yol, insanı dışsal bir otoriteye bağlamak yerine kendi vicdanıyla yüzleştirir. Anadolu’da yaptığım saha çalışmalarında, farklı yaş ve kuşaklardan canların “yol ağırdır” derken kastettikleri şeyin ritüellerin zorluğu değil, bu yüzleşmenin ağırlığı olduğunu defalarca gözlemledim.

Yol kavramının kökleri, animist ve şamanik bilinçten pagan hafızaya uzanan uzun bir süreklilik içinde şekillenir; bu süreklilikte yol, insanın evrenle kurduğu ilişkinin etik çerçevesidir. Şaman, göğe ya da yeraltına indiğinde yalnızca bilgi toplamaz, aynı zamanda geri dönüp bu bilgiyi nasıl taşıyacağını da öğrenir; yol, bu taşıma sorumluluğunun adıdır. Alevilikte de yol, bireyin kendini ayrıcalıklı kılacağı bir merdiven değil, sorumluluğunu artıran bir çizgidir. “Yola girmek” bir üstünlük değil, bir yükümlülüktür; insan artık yalnızca kendi davranışlarından değil, yolun itibarından da sorumludur. Bu nedenle Alevi öğretisinde yol, kapalı bir seçkinler alanı değil, sürekli sınanan bir bilinç alanıdır.

Saha gezilerimde sıkça karşılaştığım “yol erkân ister” ifadesi, çoğu zaman yanlış anlaşılır; bu söz, katı kurallara itaati değil, bilinçli bir disiplin hâlini işaret eder. Erkân, şekil değil, ölçüdür; insanın sözünde, davranışında ve niyetinde dengeyi koruma çabasıdır. Alevilikte “eline, beline, diline sahip olmak” öğretisi, bu yol disiplininin en yalın ifadesidir ve dışsal bir ahlak denetiminden çok içsel bir öz-denetim çağrısıdır. Masa başı araştırmalarımda karşılaştığım etik kuramlarla sahada dinlediğim bu öğretiler arasında kurduğum bağ, Aleviliğin neden korku temelli bir ahlak üretmediğini açıkça gösterir; yol, cezadan değil, sorumluluktan beslenir.

İtaat temelli inanç sistemlerinde hakikat yukarıdan aşağıya doğru iner; sorgulama, çoğu zaman tehdittir. Alevilikte ise hakikat, yürüyenle birlikte açılır; dede, pir ya da rehber, hakikatin sahibi değil, yolun tanığıdır. Bu durum, yolun neden kişisel yorumlara ve çoğulluğa açık olduğunu da açıklar; çünkü idrak, tek biçimli olamaz. Saha çalışmalarım sırasında farklı bölgelerdeki cemlerde dinlediğim anlatıların birbirine benzememesi, bir dağınıklık değil, yolun canlılığının göstergesidir. Yol, sabitlenirse donar; Alevilik, bu donmayı bilinçli olarak reddeder.

Yol kavramı aynı zamanda zaman algısını da dönüştürür; lineer bir ilerleme yerine döngüsel bir olgunlaşma süreci öne çıkar. İnsan, yolda bir kez yürümekle “olmuş” sayılmaz; her adım, önceki adımı yeniden sınar. Bu anlayış, Alevilikte sıkça vurgulanan “pişmek” ve “olgunlaşmak” metaforlarında kendini gösterir; ateşten geçen ham madde gibi, insan da yol boyunca yanar, çatlar ve dönüşür. Bu dönüşüm, başkalarına üstünlük taslamak için değil, kendini aşmak için yaşanır. Saha gözlemlerimde, yaşlı canların gençlere verdikleri öğütlerde sürekli “kendini bil” vurgusunun öne çıkması, yolun bu içsel yönelimini güçlü biçimde yansıtır.

Alevi yolunda rızalık kavramı, yolun etik omurgasını oluşturur; rıza olmadan atılan her adım, yolun kendisine zarar verir. Bu nedenle yol, zorla girilen ya da zorla yürütülen bir hat değildir; çağrı vardır, fakat zorunluluk yoktur. İnsan, yola kendi isteğiyle girer ve bu isteğin sorumluluğunu taşır. Bu yaklaşım, Aleviliğin neden tarih boyunca merkezi otoritelerle sorun yaşadığını da açıklar; çünkü yol, itaati değil bilinçli katılımı esas alır ve bu da her zaman kontrol edilebilir değildir.

Bu yazı dizisinde yol kavramını merkeze almamızın nedeni, Aleviliğin özünü en sade biçimde burada bulmamızdır. Yol, ateşle başlayan bilinci, animist sezgiyi, pagan hafızayı ve şamanik aktarımı bir arada tutan görünmez bir çizgidir. Alevilikte Tanrı’ya giden hazır bir harita yoktur; insan, kendi adımlarıyla yolu çizer ve her adımda kendini yeniden tartar. Belki de bu yüzden Alevilik, bitmiş bir inanç değil, sürekli yürünmesi gereken bir arayıştır; yol, insanın dışarıdan değil, içeriden çağrıldığı sürece anlamlıdır ve bu çağrı, idrakle cevap bulduğu ölçüde yol olmaya devam eder.